Sibirya’nın Derinliklerinde 42 Yıl: Dünyanın En Yalnız Ailesi

ile

Bazen gerçek hayat hikâyeleri, en etkileyici romanlardan bile daha sarsıcıdır. İşte bu hikâye de onlardan biri…

1978 yılında, Sovyetler Birliği döneminde görev yapan bir helikopter pilotu, Sibirya üzerinde rutin bir keşif uçuşu gerçekleştiriyordu. Uçuş sırasında fark ettiği bir detay, tarihe geçecek sıra dışı bir keşfin başlangıcı oldu. Issızlıkla bilinen Abakan Dağları’nın eteklerinde, insan eliyle açılmış gibi görünen küçük bir açıklık vardı. Üstelik bu açıklık, bölgede bir yaşam belirtisi olabileceğini düşündürüyordu.

Oysa burası, haritalarda bile neredeyse “boşluk” sayılan, insan yaşamının mümkün görülmediği bir coğrafyaydı.

Bu şaşırtıcı gözlemin ardından bilim insanları bölgeye bir keşif ekibi gönderdi. Karşılaştıkları manzara ise akıl almazdı: Onlarca yıldır dış dünyadan tamamen kopuk yaşayan bir aile… Lykovlar.


Her şey bir kaçışla başladı

Hikâyenin kökleri 1930’lu yıllara uzanıyor.

Ailenin reisi Karp Lykov, inançları nedeniyle dönemin baskıcı ortamından uzaklaşmak zorunda kaldı. Eşi Akulina ve iki çocuklarıyla birlikte medeniyeti geride bırakıp Sibirya’nın derin ormanlarına doğru geri dönüşü olmayan bir yolculuğa çıktılar.

Zamanla aile büyüdü. Ormanın ortasında, dış dünyadan tamamen kopuk şekilde iki çocuk daha dünyaya geldi. Bu çocuklar, yıllar boyunca anne, baba ve kardeşlerinden başka hiçbir insan görmeden büyüdü.


Doğayla baş başa bir yaşam

Lykov ailesi, yaşamlarını sürdürebilmek için tamamen doğaya bağımlıydı. Küçük bir kulübe inşa ettiler, sınırlı imkânlarla tarım yapmaya çalıştılar ve avlanarak hayatta kalmaya uğraştılar.

Ancak Sibirya, affedici bir coğrafya değildir.

Özellikle sert geçen kışlar, aile için sürekli bir hayatta kalma mücadelesi anlamına geliyordu. 1961 yılında yaşanan şiddetli bir kış, onların en zor sınavı oldu. Mahsulleri tamamen yok oldu, açlık kapıya dayandı.

O kadar ki, hayatta kalabilmek için ağaç kabuklarını kaynatıp yedikleri, hatta yanlarında getirdikleri eski eşyaları bile tüketmek zorunda kaldıkları anlatılır.

Bu zorlu dönemde ailenin annesi Akulina hayatını kaybetti. Rivayetlere göre çocuklarının daha fazla yemek bulabilmesi için kendi payından vazgeçmişti.


42 yıl boyunca dünyadan habersiz

Lykov ailesi, tam 42 yıl boyunca dış dünyayla hiçbir temas kurmadan yaşadı.

Bu süre zarfında dünya değişti, savaşlar yaşandı, teknolojiler gelişti… Ama onlar için zaman adeta durmuştu. Örneğin II. Dünya Savaşı gibi büyük bir olaydan bile habersizdiler.

1978 yılında araştırma ekibiyle karşılaştıklarında yaşadıkları şaşkınlık tarif edilemezdi. Özellikle ailenin ormanda doğan çocukları, hayatlarında ilk kez yabancı insanlarla karşılaşıyordu.


Medeniyete dönüşü reddettiler

Araştırmacılar, aileyi modern dünyaya geri kazandırmak istedi. Ancak Lykovlar bu fikre sıcak bakmadı.

Yıllarca alıştıkları yaşamdan vazgeçmek istemediler. Sunulan pek çok imkânı geri çevirdiler. Yalnızca bazı temel eşyaları kabul ettiler; onun dışında kendi düzenlerini korumayı tercih ettiler.


Kayıplar ve yalnızlığın devamı

1978’den sonraki yıllar da aile için kolay geçmedi. 1981 yılında üç kardeş, kısa aralıklarla hayatını kaybetti. Hastalıklarına rağmen tıbbi yardım almayı reddetmişlerdi.

Zamanla aileden geriye yalnızca baba Karp ve kızı Agafia kaldı. 1988 yılında Karp’ın da hayatını kaybetmesiyle Agafia tamamen tek başına kaldı.


Modern dünyaya rağmen yalnız bir hayat

Agafia Lykova, bugün bile bu hikâyenin en çarpıcı parçası olarak anılıyor. Yıllar boyunca yapılan tüm tekliflere rağmen Sibirya’daki yalnız yaşamını sürdürmeyi seçti.

Zaman zaman sağlık sorunları nedeniyle kısa süreliğine medeniyete yaklaşsa da, her defasında ormana geri döndü.


Bu hikâye bize ne anlatıyor?

Lykov ailesinin hikâyesi yalnızca bir hayatta kalma öyküsü değil. Aynı zamanda insanın inancı, alışkanlıkları ve seçimleri uğruna ne kadar ileri gidebileceğinin de bir göstergesi.

Modern dünyanın sunduğu her şeye rağmen, bazı insanlar kendi doğrularıyla yaşamayı seçer. Ve bazen en zor hayat, en bilinçli tercihin sonucu olabilir.